En Etkili Boykot Daha İyisini Üretmektir

En Etkili Boykot Daha İyisini Üretmektir
Bunca zulüm dünyanın gözleri önünde nasıl normalleşebiliyor! “Menfaatinizi düşünüyorsanız çenenizi kapatın!” küstahlığı karşısında halkı Müslüman ya da gayrimüslim pek çok devleti aynı sessizliğe mahkûm eden bu korkunun kaynağı nedir? Peki bu küresel nüfuz nereden geliyor? Sadece askerî güçten mi? Hayır. Belki de asıl soruyu yanlış yerde arıyoruz.

     Filistin yangın yeri.

     Acımız utancımıza bulandı, utancımız acımıza.

  Bu meşum katliam karşısında elimizden zulmü dile getirmekten ve imanın en zayıf derecesine sığınmaktan başka bir şey gelmiyor gibi görünüyor.

     Zayıflık ayrı acıtıyor.

     Ya çaresizlik!

     Yok mu gerçekten çaresi?

     Katliamcı siyonist yönetimi durdurmaya neden kimsenin gücü yetmiyor? Onca insan hakları söylemine, uluslararası sözleşmeye, sadece Müslüman halklardan değil dünyanın dört bir yanından yükselen bireysel ve toplumsal protestolara rağmen bu zulüm nasıl devam edebiliyor! Kendisini medeniyetin, hukukun ve insan haklarının temsilcisi olarak tanıtan dünya, bu tablo karşısında neden bu kadar sessiz kalabiliyor! Hayvan hakları konusunda en yüksek duyarlılığı gösteren çevrelerin önemli bir kısmı, aynı hassasiyeti Filistin’de öldürülen insanlar için neden gösteremiyor! Bunca zulüm dünyanın gözleri önünde nasıl normalleşebiliyor! “Menfaatinizi düşünüyorsanız çenenizi kapatın!” küstahlığı karşısında halkı Müslüman ya da gayrimüslim pek çok devleti aynı sessizliğe mahkûm eden bu korkunun kaynağı nedir? Peki bu küresel nüfuz nereden geliyor? Sadece askerî güçten mi? 

     Hayır.

     Belki de asıl soruyu yanlış yerde arıyoruz.

     Çünkü cevap, büyük ölçüde ekonomide gizli. Asıl güç, ekonomiyi, teknolojiyi, finansı ve pazarı kontrol edebilmekten gelir.

     Pazara hâkim olan hayata, hayatlara hâkim olur.

     Para güçtür. Para kimdeyse söz de ondadır.

     Haydi İsrail mallarını boykot edelim diyoruz. Ama neye el atsak onların. Deterjandan kaçıyoruz, ilaca yakalanıyoruz. Cikletten kaçıyoruz, bilgisayara yakalanıyoruz.

     Bir bilgisayar kaç ciklet eder?

     ...

     Hicret sonrası Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ilk icraatlarından biri mescit inşa etmekti. Zira İslam toplumunun kalbi mescittir. Hz. Peygamber (s.a.s.) yalnızca ibadet için kullanmadı mescidi. Eğitimden sağlığa, adaletten askeri faaliyetlere akla gelen hemen her alanın icraat merkezi yaptı. Toplumun sosyal, siyasal ve kültürel inşasını mescit merkezinde gerçekleştirdi. Böylece bir üst ahlak inşa etti. Kısa sürede en saygın ahlak İslam ahlakı olacaktı.

     Mescit ve pazarın birbirini tamamlayan iki güç olması oldukça önemlidir. Eğer Müslüman zihniyeti, “dünyalık işler” ve “ahiret işleri” şeklinde yapay bir ayrım yapmaya devam ederse, ekonomiyi sadece bir 'hayatta kalma aracı' olarak görür ve ona ruhunu katamaz. Oysa ekonomi, bir toplumun ahlakının, adalet anlayışının ve medeniyet iddiasının en somut uygulama alanıdır.

     Sonra “Muahat” ile Müslümanlar arasındaki birliği sağladı. Müslümanlar dışında dört bin Yahudi’nin ve altı bin Arap’ın yaşadığı Medine’de sıra toplumsal birliği sağlamaya gelmişti. Bunun için, birlikte yaşama projesi olan çok dinli çok kültürlü bir anayasa niteliğindeki “Medine Sözleşmesi”ni gerçekleştirdi gayrimüslimlerle. Şehrin (ülkenin) sınırlarının çizilmesi, nüfus sayımı gibi pek çok icraatı yanında ıskaladığımız önemli başka bir icraatı daha oldu Hz. Peygamber’in (s.a.s.): Pazar kurmak.

     Sığ kafaya göre bir peygamberin mescit yaptırmasından daha tabii ne olabilir? Fakat pazar kurmak da neyin nesidir! Bir peygamberin ne işi olur pazarla!

     Bu sığlığın sebebi belki de “Siyer” anlayışının, peygamberi duruşun, davranışın, hâlin, ahlakın yerine, daha çok meğaziyi içeren kronolojik ve biyografik bir serüven anlayışına indirgenmesinin bir sonucudur.

     Belki bu yüzden bütün ıskalamalarımız, çağa peygamberi bakış açısıyla bakmaktan, olayları gereği gibi görüp değerlendirmekten yoksunluğumuz.

     Medine’de üçü Yahudilere, biri münafıklara ait dört pazar vardı. Ekonomi Yahudilerin elindeydi. Kuyumculuktan silah imalatına, zanaattan tarıma tüm pazarın sahibi Yahudilerdi. Elbette para kimdeyse güç ondaydı. Bu nedenle hayatı inşa eden, toplumu parmağında oynatan Yahudilerdi.  Hz. Peygamber (s.a.s.) işte bunu gördü. Derhal Müslümanların yönetiminde alternatif bir pazar kurdu. Toplumun sosyal, siyasal ve kültürel inşasını mescitle gerçekleştiren Hz. Peygamber (s.a.s.), ekonomik inşayı da İslami ilkelerle işleyen bu pazarla gerçekleştirdi.

     Siyer kaynaklarında nakledildiğine göre, günden güne büyüyen bu adil pazar, halkı soyup soğana çeviren ahlaksız tefeci Yahudi zihniyetini çok rahatsız etti. Bu rakip pazarın iktisadi nüfuzları üzerinde ne denli büyük bir tehlike oluşturduğunu fark eden Yahudi Ka'b b. Eşref ve adamları, bir gece gidip pazarın çadır iplerini kestiler, ateşe verdiler, Müslümanların pazarını yerle bir ettiler. Sabah olunca pazarlarını talan olmuş gören Müslümanlar çok kızdılar. Kendisine bildirdiklerinde onların aksine Hz. Peygamber (s.a.s.) vaziyeti oldukça sakin, kendinden emin bir tavırla karşıladı. Tebessüm etti ve şöyle buyurdu:

“Yaptığımız iş Yahudileri kızdırdı. Demek ki doğru bir iş yapmışız. Bundan sonra çarşımızı öyle bir yere kuracağız ki bu sefer daha fazla kızacaklar.”[1]

     Medine’nin girişine çok daha büyük bir pazar kurdu. Bu pazar sayesinde Medine’de ticaretin büyük bir kısmı Müslümanların eline geçti.

     Modern ekonomide ‘özne’ olmak, sadece ürün satmak değil, o ürünün standartlarını, teknolojisini ve finansal ağlarını belirleyen taraf olmaktır. Yahudi tüccarların Medine'deki pazar hakimiyetini kırmak için sadece onlardan alışverişi kesmek yetmemiş, İslam'ın adalet ve dürüstlük ilkeleriyle işleyen, o günün şartlarında daha avantajlı ve güvenli bir pazar inşa edilmiştir. Yani çözüm, yeni bir ekosistem kurmaktır.

     Elbette boykota devam etmeli. Hem de sonuna kadar. Ancak bilmeli ki en etkili boykot daha iyisini üretmektir. Pazara sahip olan bireysel ve sosyal hayata sahip olur. Mesele sadece tüketimi reddetmek değildir, üretimin ve ekonominin bizzat öznesi olmaktır. Başka bir deyişle, Müslüman düşüncesinin ve medeniyet inşasının ‘reaktif’ (tepkisel) bir konumdan ‘proaktif’ (eyleyici) bir konuma geçmesi gerekmektedir. Bugün ‘Pazar’ kavramı artık fiziksel çarşıların çok ötesinde; dijital platformlar, yapay zeka, finansal yazılımlar ve küresel tedarik zincirleri demek. Ekonominin öznesi olmak, bu teknolojileri sadece kullanan bir 'tüketici toplumu' olmaktan çıkıp, kendi yazılımımızı, kendi ilacımızı, kendi sermaye modelimizi üretmekten geçiyor. Dahası bilim, eğitim, hukuk, sağlık, teknoloji ve sanat alanlarında daha köklü, uzun soluklu daha ciddi çalışmalar yapmadıkça Filistin'de, Doğu Türkistan'da, dünyanın dört bir yanında zulüm görmeye, ölmeye devam edeceğiz.

     Boykotlar genellikle duygusal bir infialle başlar ve kısa sürede sönümlenir. Oysa ekonominin öznesi olmak; sabırlı olmayı, Ar-Ge süreçlerine yatırım yapmayı, nesiller boyu sürecek kurumsal yapılar inşa etmeyi gerektirir. “Daha iyisini üretmek” anlık bir protesto değil, uzun soluklu bir medeniyet yürüyüşüdür. Çünkü tarihte hiçbir medeniyet yalnızca boykot ederek yükselmedi. Dünyayı değiştirenler, daha iyisini üreten medeniyetler oldu.

 

     (Bu yazının orijinali, Yedi İklim Dergisinin Aralık 2023 Filistin özel sayısında yayımlanmıştır. Burada sunulan metin, yazarın orijinal çalışması üzerine güncel eklemelerle biraz genişletilmiş halidir.)

 

 

[1] es-Semhûdî, Ebü’l-Hasen, Nûrüddin Ali b. Abdillah b. Ahmed b. Ali el-Hasenî, Vefâü’l-Vefa bi Ahbâri Dâri’l-Mustafa, Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan, 1427/2006, I, 539, 540.