Engeltanımaz

Engeltanımaz
Kadife karası bir dünyaya mı doğmuştu yoksa küçük yaşta geçirdiği bir hastalık sebebiyle sonradan mı kaybetmişti gözlerini, bilinmiyor. İslam’ın ilk yıllarında inandı Peygamberimize. Hakikati görmek için gönülden bakanlara, engelli gözler engel olamazdı, olamamıştı.

  Kadife karası bir dünyaya mı doğmuştu yoksa küçük yaşta geçirdiği bir hastalık sebebiyle sonradan mı kaybetmişti gözlerini, bilinmiyor. İslam’ın ilk yıllarında inandı Peygamberimize. Hakikati görmek için gönülden bakanlara, engelli gözler engel olamazdı, olamamıştı.

     Allah’ın ayetlerini öğrenmek için can atan, Allah’a büyük bir saygı ile bağlanmış insanlardandı Abdullah İbni Ümmü Mektum. Peygamberimiz, hicretten önce Mus’ab bin Umeyr’le onu Medine’ye öğretmen olarak görevlendirdi. Onlar, İslam’ın ilk öğretmenleri ve Medine'ye ilk hicret eden kişiler oldular. İslam’ı anlatmak için Medine’de çalmadık kapı bırakmadılar. İnsanlara Kur’an öğrettiler. Birlikte büyük bir başarıya imza attılar.

     Hicretten sonra Peygamberimiz Bilal-i Habeşi ile Abdullah İbn-i Mektum’u Mescid-i Nebi’ye müezzin olarak görevlendirdi. Bir süre Suffe’de kalan Abdullah İbni Ümmü Mektum daha sonra Mescidin uzağında bir eve taşındı.

     Yeni evine taşınması birtakım sorunları da beraberinde getirdi. Evi Mescid’e uzaktı ve üstelik görme engelli biri için yolu da güvenli değildi. Elinden tutup getirecek kimsesi de yoktu. Bu nedenle Mescid’e gidip gelmekte zorlanıyordu.

     Durumu Peygamberimize anlattı ve kendisini müezzinlik görevinden almasını rica etti.

     — Elimden tutup mescide götürecek kimsem yok, diyerek namazları evde kılmak için izin istedi. Peygamber Efendimiz,

     — Ezanı duyuyor musun, diye sordu. Abdullah İbni Ümmü Mektum,

     — Evet, diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz,

     — Öyleyse, sürünerek de olsa cemaate mutlaka gel,[1] buyurdu.

     Abdullah İbni Ümmü Mektum başka bir çare aradı. Düşündü taşındı. Nihayet kendisine eğitimli bir köpek satın alıp, onun rehberliğinde görevine devam etti.[2]

     Peygamber Efendimiz böyle davranmakla engelli birine zorluk çıkarma derdinde değildi. Engellilerin toplumdan uzaklaşarak yalnızlaşmalarına gönlü razı olmazdı. Onların da diğer insanlar gibi topluma karışmalarını isterdi. Çeşitli sebeplerle Medine dışına çıktığında namaz kıldırmak için yerine her seferinde birini görevlendiren Peygamberimiz, işte aynı nedenle tam on üç defa, bu görevi Abdullah İbni Ümmi Mektum’a verdi. Abdullah da bir taraftan imam-hatiplik görevini yapar, bir taraftan da evinde Kur’an öğretirdi. Onun evi insanlar arasında “Darü’l-Kurra” yani “Kur’an Okulu” olarak şöhret bulmuştu.[3]

     Allahü Teâlâ engellileri savaşmakla yükümlü tutmamıştı. Buna rağmen, şehit olmayı çok istediği halde, engeli yüzünden savaşlara katılamamasına çok üzülürdü. Yıllar sonra Kadisiye Savaşında zırhlar içinde, elinde siyah bir sancakla şehit düşünceye kadar çarpışan bir yiğit vardı. İşte o yiğit Abdullah İbni Mektum’dan başkası değildi.[4] Engelli gözleri, çok istediği şehitliğe ulaşmasına da engel olamamıştı.

[  Musa Mert ]

Diyanet Çocuk Dergisi, Mayıs 2017, s. 3, 4.


[1] Muslim, Mesacid, 255; Ebu Davud, Salat 42, 47; Nesai, İmame, 50; Ahmed, III, 423; Darakutni, II, 221 (Salat, 59, h. no: 1430).  Taberani, Mu'cemü'l-Evsat, IV, 107 (h. no: 3726)

[2] Ahmed, III, 326; Ebû Ya’la, III, 339 (h. no: 1804), IV, 56 (h. no: 2072).

[3] Bkz. İbn Sa’d, IV, 155; İbn Abdilberr, III, 997.

[4] Savaşta ağır yaralandığı ve bu yaralar yüzünden Medine'de vefat ettiği rivayet edilmiştir. Bkz. İbn Sa’d, IV, 160-61.