Görenler ve Görmeyenler

Görenler ve Görmeyenler
Kaya sınıf öğretmenine çok kızgındı. “Bunu bana nasıl yapar?” diyordu. “Bir de görme engelli diyor. Ne görme engellisi; çocuk resmen kör!” diye söyleniyordu. “Kör bir çocuğu benim gibi zeki, çalışkan, gözde bir öğrencinin yanına oturtmakla büyük hata yaptı!” düşüncesindeydi. Davranışları iyice bozulmuş, sağa sola öfke dolu sözler savurup duruyordu.

    Kaya sınıf öğretmenine çok kızgındı. “Bunu bana nasıl yapar?”diyordu. “Bir de görme engelli diyor. Ne görme engellisi; çocuk resmen kör!” diye söyleniyordu. “Kör bir çocuğu benim gibi zeki, çalışkan, gözde bir öğrencinin yanına oturtmakla büyük hata yaptı!”düşüncesindeydi. Davranışları iyice bozulmuş, sağa sola öfke dolu sözler savurup duruyordu. Oldukça şımarık olan Kaya’nın son zamanlardaki bu hırçın hali sınıf arkadaşları için de çekilmez olmaya başlamıştı.

     Günler birbirini kovaladı. Bir derste öğretmen “Evde anne-babanızla en çok hangi konuda tartışma yaşıyorsunuz?” diye sordu. Ayşe, “Çok dağınık olduğumu söyleyip duruyorlar” dedi. Ziya, “Ders çalışma zamanları konusunda anlaşamıyoruz.” dedi. Basri, “Gözlerim kapandığı günden beri ailemin bana acıyarak yaklaşmalarından çok rahatsız oluyorum. Bizim tartışmalarımız bu yüzden çıkıyor.” dedi.

     Öğrenciler açık yüreklilikle evde yaşadıkları tartışmaları tek tek anlattılar. Kaya ise “Ben ışıkta uyumaktan hoşlanıyorum. Odamın ışığını sabaha kadar açık bırakıyorum. Bu konuda bizimkilerle bir türlü anlaşamıyoruz.” dedi. Öğretmen onlara yaşadıkları tartışmalarla ilgili sıcak, eğitici açıklamalar yaptı.

     Hepsi dikkatle dinlediler.

     Ders bittiğinde Basri, Kaya’nın elinden tutup usulca, “Karanlıktan mı korkuyorsun?” dedi. Kaya, “Bunu da nerden çıkardın!” diye çıkıştı. Basri, “Odanın ışığını sabaha kadar açık bırakmanın nedeni ışıkta uyumaktan hoşlanman değil.” “Saçmalama!” diye bağırdı Kaya.  Ayağa kalktı ve elini Basri’nin elinden çekip dışarı çıkmak istedi. Fakat Basri elini sıkıca tutup bırakmadı. “Bak” dedi, “ben yıllardır gece-gündüz karanlıkta yaşıyorum. Bu konuyu konuşabileceğin en iyi kişi benim!” Kaya biraz duraksadı. Etkilenmişti sanki. Sonra yavaşça yerine oturdu. Kekeleyerek, “Nasıl?” diye sordu. “Yani bunu nasıl bildiğimi soruyorsun.” diye karşılık verdi Basri. Kaya hayretten dolayı yerinden fırlamış gözlerle “Evet” cevabını verdi. “Ben” dedi Basri, “öğretmenimin bana saygın bakışlarını da senin nefret dolu bakışlarını da, hatta şu anda bana hayret dolu gözlerle baktığını da görüyorum.” “Ama” dedi Kaya “sen kör... şey... af edersin görme engellisin?” Basri gülümseyerek, “İnsan sadece gözleriyle görmez. Şimdi gözlerini yum, elini aç.” dedi. Kaya gözlerini yumup elini açtı. Basri el yordamı ile bulduğu kalemi Kaya’nın eline sıkıştırdı ve sordu: “Elindeki nedir?” Kaya, “Kalem” diye cevapladı. “Gözlerin kapalı olduğu halde nasıl bildin? Elinle hissettin beynin de onun kalem olduğunu söyledi. Demek ki insan eli ile beyni ile hatta kalbi ve ruhu ile de görür. Sen bana hangi duygu ile bakıyorsan o sıradaki duygularını üzerimde hissedebiliyorum.” “Bu çok ilginç.” dedi Kaya. Basri, “Evet sevgili sıra arkadaşım, ben buna farkında olmak diyorum. Asıl kör olanlar sahip olduklarının ve etrafındakilerin farkında olmayanlardır. Aynı hataya defalarca düşenlerdir. Gördüklerini sanıyorlar ama gerçekte karanlıklar içerisinde yaşamaya çalışanlar onlar. Ben dünyamı, beynimdeki ve kalbimdeki ışıkla aydınlatabiliyorum. Öğrendiğim her yeni bilgi, yaşadığım dünyadaki bir karanlığı aydınlatıyor. Sınıfın kapısından dışarı çıkmak, özellikle de bilmediğim yollarda yürümek bana zor gelse de hayatın pek çok güzelliklerinin farkındayım. Bu nedenle sevgi engelli, saygı engelli, duygu engelli, düşünce engelli bu insanlar bana üzülüyorlar, ben de onlara üzülüyorum. Ne tuhaf değil mi?”

     Kaya, şaşkınlıktan ağzı bir karış açılmış, Basri’yi dinliyordu. Sözlerinin sonundaki soru ile kendine geldi. “Asıl tuhaf olan görme engelli birinden görmeyi öğrenmem, asıl tuhaf olan yanı başımda olduğu halde senin gibi değerli bir arkadaşı görememem!” diyerek Basri’ye sarıldı. “Çok özür diliyorum… Çok teşekkür ediyorum…” dedi. Basri de ona sarıldı. Sonra ayrılıp uzun uzun birbirlerine baktılar. Aralarında oluşan bu yeni sevgiyi ikisi de görüyordu.

     Basri birden, “Ne dersin, körebe oynayalım mı?” dedi.

     Bu espriye birlikte dakikalarca güldüler.

 

     [ Musa Mert ]

     (Diyanet Çocuk Dergisi, Ekim 2012, sayfa: 4, 5.)