Şımarıklığın adı medeni cesaret olursa!

Şımarıklığın adı medeni cesaret olursa!
İçi yanlış doldurulan, “Kendini ezdirme!”, “Hakkını ara!” benzeri nasihatlerin arkasından gelen münasebetsizlikleri, çocuğunun zeki oluşuna, hazır cevaplılığına yoran veliler çocuklarını kurban ediyorlar.

 

     Kitapçıda tanıştığımız bir veli bana, “Hocam çocukları neden şımartıyorsunuz? Bizim çocukluğumuzda, sokakta bir öğretmenimizi görsek nereye gideceğimizi bilemezdik. Mutlaka yolumuzu değiştirirdik!” diye serzenişte bulunuyor. “Ne oldu?” diye sorduğumda ise şu hatırasını anlatıyor:

       “Bir gün okula gittim. Müdür beyin odasına uğradım. Müdür bey oğlumun çağrılmasını istedi. Bu sırada bir öğretmen içeri girdi ve yanımıza oturdu. Biz muhabbet halindeyken oğlum girdi içeriye. Selam verdi. Elimi öpüp bana hoş geldin dedi. Müdür beyin hâl ve hatırını sordu. Sonra da arkası dönük oturan öğretmeninin omzuna kolunu koyup, “Hocam siz nasılsınız?” diye öğretmeniyle muhabbete başladı. Bu kadar da laubalilik olmaz ki hocam!”

       Benzer serzenişleri, özellikle duyarlı velilerden sık işitiyoruz. Eskiden “Eti senin kemiği benim” düşüncesi hâkimdi. Eti öğretmenin, kemiği de velinin ise geriye ne kaldı?

     Derisi…

     O hâlde, derisi de Türk Hava Kurumu’nun.

       Çok iyi hatırlıyorum; annem yıllarca saygı gereği dedemle ve büyük amcalarımla konuşmaz, fısıltı ile anlaşırdı. Sofrayı kurar, yemek sonuna kadar asla sofraya oturmaz, ayakta beklerdi. Daha sonra arta kalanlarla mutfakta karnını doyururdu. Bu saygı gösterisinin İslam’ın bir gereği olup olmadığı bir tarafa, annemin yaptığı gelinlikle, annemim eşimden beklediği gelinlik, ya da eşimin gelininden beklediği gelinlik aynı olursa bir takım sıkıntıları da peşinden getirir.

       “Sevgi” ve “saygı” gibi temel değerleri korumak kaydıyla, bir takım sevgi ve saygı davranışlarındaki değişimin normal karşılanması gerektiği kanısındayım. Bugün, gelinlik gibi öğrencilikte de anlayış değişti. Öğretmen öğrenci ilişkileri bambaşka bir hâl aldı. Bu nedenle, uygun bir dille veliye, oğlunun bu davranışının saygısızlıktan kaynaklanmadığını, aksine samimiyet ve yakınlıktan kaynaklandığını anlatmaya çalıştım.

       Oldum olası, düne ait “öcü öğretmen” imajından rahatsız olmuşumdur. Ancak bu gün gelinen nokta da pek çok sıkıntıları içinde barındırıyor. Dün bir öğretmen öğrencinin kemiklerini kırsa, öğrenci, velisine gidip durumu anlatamazdı. Anlatsa “Sen hak etmesen hocan seni dövmezdi!” deyip birkaç tokat da velisi aşk ederdi. Günümüzde ise, en küçük meselede çocuğunun elinden tutup okul basan kimi velilere şahit oluyoruz. Medeni cesaretle şımarıklık, hakkını aramakla terbiyesizlik birbirine karışmış durumda. Nedense orta yolu tutturabilmek için pek çok bedel ödemek zorunda kalıyoruz.

       İçi yanlış doldurulan, “Kendini ezdirme!”“Hakkını ara!”benzeri nasihatlerin arkasından gelen münasebetsizlikleri, çocuğunun zeki oluşuna, hazır cevaplılığına yoran veliler çocuklarını kurban ediyorlar. Çocuklarının yanında babalarına saygısızca davranan, onu acımasızca eleştiren bir anne, çocuklarının gözünde babalarının saygınlığını tüketir, yok eder. Çocuklarının yanında annelerine saygısızca davranan, onu acımasızca eleştiren bir baba da aynı büyük tahribata sebep olur.

     Çocuklarınızın yanında öğretmenleriyle alay eder, onları küçük düşürecek davranışlarda bulunursanız; unutmayın ki, çocuklarınız kimseyi beğenmeyecek, bunun sonucunda da siz çocuklarınızın eğitim ve öğretimini gerçekleştirebilecek öğretmen bulamayacaksınız.

     Allah ellerin(m)izi bırakmasın.

     Musa MERTNe Dedimse Kendime, s. 103-105.